
Bilimin birikimle değil, devrimlerle ilerlediğini gösterdi — ve bu içgörünün kendisi bir devrimdi.
Kuhn, fizik eğitimi aldı ve bilim tarihine yöneldi. Bulduğu şey onu rahatsız etti: ders kitaplarındaki sürekli ilerleme hikâyesi yanlıştı. Farklı tarihsel dönemlerdeki bilim insanları, ardıllarından sadece daha az bilgiye sahip değildi; bütünüyle farklı çerçeveler içinde çalışıyor, farklı sorular soruyor, farklı şeyler görüyorlardı. Kuhn bu çerçevelere paradigma ve aralarındaki geçişlere bilimsel devrim adını verdi. Olağan bilim — kabul görmüş bir paradigma içinde bulmaca çözmek — eninde sonunda paradigmanın içine alamayacağı anomaliler biriktirir. Sonuç bir bunalım, ardından bir devrim ve nihayet yeni bir olağan bilimdir. Bilimsel Devrimlerin Yapısı 1962'de yayımlandı ve 20. yüzyılın en çok atıf alan akademik kitaplarından biri oldu. Geniş çapta yanlış okundu: Kuhn bilimin akıldışı olduğunu söylemiyordu. Bilimin, resmî hikâyesinin kabul ettiğinden daha insani olduğunu söylüyordu — ve o resmî hikâyenin kendisi de bir tür olağan bilimdi.

“Normal bilim, olgusal ya da kuramsal yenilikleri hedeflemez ve başarılı olduğunda da hiçbirine rastlamaz.”
“Paradigma değişimleri, bilim insanlarının araştırma alanlarına bakışını farklılaştırır.”
1947'de Harvard'da fizik yüksek lisans öğrencisiyken Kuhn, lisans öğrencilerine bilim tarihi dersi vermekle görevlendirildi. Aristoteles'in Fizik'ini ilk kez okurken, bu eserin ne kadar yabancı ama kendi içinde tutarlı olduğuna hayran kaldı; Newton'a yönelik başarısız bir girişim değil, bambaşka bir kavramsal dünyaydı. Bu fark ediş her şeyi değiştirdi.
1962'de Chicago Üniversitesi Yayınları tarafından basılan kitap, ilk başta uzmanlarca okundu. Sonraki on yılda yirminci yüzyılın en çok atıf alan akademik eserlerinden biri haline geldi; 'paradigma değişimi' ve 'normal bilim' terimlerini yaygın kullanıma soktu — ancak çoğu zaman Kuhn'un kendisinin onaylamadığı biçimlerde.