
Kadın olmanın ne demek olduğunu sordu — ve cevabın biyoloji değil tarih, doğa değil inşa olduğunu gösterdi.
De Beauvoir, burjuva Paris'inde büyüdü, felsefede ülke çapında ikinci olarak agrégation sınavını kazandı — Sartre'dan sonra — ve özgürlük ile durum kavramlarının, Sartre'ın ellerinde soyut kalırken, gerçek hayatların somut koşullarında işlenmesi gerektiğini savundu. İkinci Cins, o kadar basit bir soruyla açılır ki daha önce düzgünce sorulmamıştı: kadın nedir? Ona göre biyolojik bir veri değil, toplumsal bir inşaydı — kadın doğulmaz, kadın olunur. Kitap, biyoloji, psikanaliz, tarih ve edebiyattan yararlanarak felsefi kesinlik ve ampirik derinlikle bu oluş mekanizmalarını haritalandırdı. İkinci dalga feminizmin kurucu metnidir. Romanları ve anıları felsefesinden ayrılamaz: varoluşçuluğun özgürlük ve sorumluluğa bağlılığının sadece soyut bilince değil, gerçek bedenlerdeki gerçek insanlara uygulandığını gösterdi. O, Sartre'ın partneri değildir. Sartre, onundu.

“Kadın doğulmaz, kadın olunur.”
“Kendini özgür kılmak istemek, başkalarını da özgür kılmak istemektir.”
1929'da hem Sartre hem de Beauvoir felsefe yeterlilik sınavına girdiler. O ikinci, Sartre birinci oldu. Evlenmemeye ve ayrı yaşamaya karar vererek ölümüne dek birbirlerinin asıl entelektüel mevkidaşı kaldıkları; felsefi olduğu kadar kişisel de olan bir ömür boyu ortaklık başlattılar.
1949'da yayımlanan İkinci Cinsiyet Fransa'da skandal yarattı. Vatikan kitabı Yasak Kitaplar Listesi'ne aldı. Camus, de Beauvoir'ın Fransız erkeklerini gülünç duruma düşürdüğünden yakındı. İki cilt halinde kadınların tarihsel ve varoluşsal durumunu analiz ederek, kadınların ne olduğunu değil, ne haline getirildiklerini sorguladı.
De Beauvoir, Husserl'in kurduğu fenomenoloji geleneği içinde çalıştı; onun yöntemini, yaşanmış deneyimi betimleme yöntemini, Husserl'in kendisinin hiç düşünmediği bir konuya — kadınların durumuna — uyguladı.
Butler, de Beauvoir'ın 'kadın doğulmaz, kadın olunur' iddiasını onun niyet ettiğinden daha ileri taşıdı: sadece toplumsal cinsiyet rolleri değil, cinsiyet kategorilerinin kendisi de kültürel olarak oluşturulur ve performatif bir şekilde sürdürülür.