
Cinsiyetin ne olduğun değil, ne yaptığın olduğunu — ve farklı yapmanın özgürlüğün başladığı yer olduğunu savundu.
Butler'ın 1990'da yayımlanan Gender Trouble adlı eseri, uzun yankılar uyandıran bir argüman ortaya koydu: toplumsal cinsiyet edimseldir. Bu, cinsiyetin kolayca bırakabileceğin bir performans olduğu anlamına gelmez; aksine, tekrarlanan eylemlerle — ne söylediğin, nasıl hareket ettiğin, ne giydiğin, ne yaptığın — üretilir ve ifade ettiği doğal bir öze dayanmaz. Butler'a göre biyolojik cinsiyet, toplumsal cinsiyetin kültürel olarak inşa edildiği doğal bir temel değildir; her ikisi de bedenleri düzenleyen normlar tarafından üretilir. Buradan çıkan sonuç şudur: cinsiyet tekrar yoluyla yapıldığı için, çözülebilir veya farklı şekilde yapılabilir. Argüman, Austin'in söz edimleri felsefesinden, Foucault'nun soybiliminden ve psikanalitik kuramdan beslenir. Butler daha sonra bu düşünceyi kırılganlık, yaslanabilirlik ve yas siyaseti gibi konulara taşımış — hangi hayatların korunmaya değer sayıldığını ve kimlerin ölümlerinin yas tutulmaya değer olduğunu sorgulamıştır.

“Cinsiyet, birinin olduğu bir şey değil, yaptığı bir şeydir; en teatral anlamda bir eylemdir.”
“Güvencesizlik hepimizin ortak koşuludur ve siyaset, ona verdiğimiz yanıttır.”
1990'da yayımlanan Cinsiyet Belası, hem feminist teoriyi hem de cinsiyet ve toplumsal cinsiyet hakkındaki kültürel varsayımları sorguladı. Butler ne cinsiyetin ne de toplumsal cinsiyetin kültürden önce geldiğini; ikisinin de normların tekrarı yoluyla üretildiğini savundu. Kitap, queer teorinin kurucu metni ve beşeri bilimlerde en çok atıf yapılan çalışmalardan biri oldu.
Butler, de Beauvoir'ın 'kadın doğulmaz, kadın olunur' iddiasını onun niyet ettiğinden daha ileri taşıdı: sadece toplumsal cinsiyet rolleri değil, cinsiyet kategorilerinin kendisi de kültürel olarak oluşturulur ve performatif bir şekilde sürdürülür.